Esra Karaarslan

Yeniden Dirilişe Hazır Ol!

Selamun Aleyküm…
Elhamdülillah… ALLAH (c.c.) bize BESMELE-İ öğretti. Ardından onu idrak edecek anlayış ve hissetmemiz için maneviyat verdi. Onun değerini, hikmetini, sevgisini ihsan etti…

Bizde ONA karşı içtenliğimiz ile BİSMİLLAH diyoruz ve bütün hayırlı işlerimize böyle başlıyoruz…

ALLAH (c.c) namına, bilgi zenginliğim ölçüsünde, önce kendi nefsim için sonra değerli büyüklerim ve akrabalarım için, iki cihanda da lazım olacak birkaç şey yazmak istiyorum…

Rabbimizden anlayışı idraki istedik O verdi. Bedeliyle verdi. Bunu birçok samimi kullar istedi ama onlara vermedi. Bunu işitenlere gerçekten görenlere verdi. Ölümün varlığından haberdardık ama gerçek anlamda idrakinde değildik. Bunu en yakınımız gittiği zaman fark edebildik.
Hepimizde böyle olmadı mı?

Ailemizden en yakınımız gittiğinde “evet” Dedik “ölüm gerçektende bizim içinmiş.”ölüm meleği ne kadar çabuk gelebiliyormuş yanı başımıza kadar. Ama korkulmuyormuş. Meğer ALLAH(c.c.) sabrını ve donanımını sağlıyormuş…

Dedem merhum AHMET BAĞLAR’IN (Ruhuna El-Fatiha) vefatında ALLAH(c.c.) o kadar hikmetli ve güzel anlar yaşattı ki, sanki ağır gelmesin diye şefkatiyle merhem oldu acımıza. Onu yanına alırken bizi de eş, dost ve akraba seliyle sarıp sarmalamış ki dedemin ayrılığını ve özlemini yaşarken kalbimiz daha az sancısın ve yokluğunu hissetmeyelim diye…

Buradan o sorumluluk sahibi olan ve içtenliklerini sergileyen bütün akrabalarımızdan ALLAH RAZI OLSUN. O panik ve neye uğradığını şaşırmış bir haldeyken yüzlerine baktığımızda güven ve şefkatlerini görmek anlatılamayacak kadar huzur verici ve tatlı gelmişti)

“GÜNE BAŞLAYAN NİCE KİMSELER VARDIR Kİ, GÜNÜ TAMAMLAYAMADAN ÖLMÜŞLERDİR”
Camiü’s-Sağir, Hadis no: 6419

Nedenler ölümü gizleyebilir; ama ölümün nedeni yoktur; vakti vardır.

Kendimizi ölümsüz sandığımızda, değerli saatlerimizi TV karşısında, kahvehanelerde, uykularda geçiriyoruz. Ölümü unuttuğumuzda, kuşların sabahın erken dakikalarında başlayan seslerini, güneşin gülüşünü, çiçeklerin dirilişini göremiyoruz, duyamıyoruz, bilemiyoruz.

ALLAH(c.c.) el uzatanın elini doldurucusu… Bize gözyaşının 50 gr mı, 100 gr. Elmas değerindedir deselerdi gecelerce ağlardık… Kör ve gafil olmaktan vazgeçip, fırsatların farkına varmamız lazım. Hayatımız yarışlarımızın en büyüğü olduğu halde saatlerimiz çabasız geçiyor.

ALLAHÜ TEALA seher vaktinde isteyen yok mu? Vereyim diye sorarken, bütün insanlık gaflet uykusuna dalarak “yok yarabbi!” Cevabını veriyor.
Ne yazık ki insanlık olarak değerini bilemiyoruz…

Herkes keyif içerisinde eğlenirken, sabahlara kadar ilim öğrenmek yorucu ve bunaltıcı gelir. Oysa ölüm bize hayatın ötesinde yüzleşeceklerimizi hatırlattığında, duyduğumuz heyecanın etkisiyle, bir saniye bile durmadan çalışmak isteriz…

Merhum dedem gibi sabah namazından sonra o güzide ayetleri telaffuz ederken de birden dengemizi kaybedip düşebiliriz, gafilane uyurken de ölüm hali başımıza gelebilir.

Ancak nasıl yaşamışsak ölümümüzün de aynı standartlar içinde gerçekleşeceğini unutmayalım ve tercihimizi de ona göre yapalım.
Sabah uyandığımızda aklımıza gelen ilk şey nedir?
SINAVLARIMIZ, DİPLOMAMIZ, İŞİMİZ, EVİMİZ, EVLİLİĞİMİZ, ÇOCUKLARIMIZ, ESERLERİMİZ… Kısacası tercih ettiğimiz yaşam tarzının tümü…

Bütün bunlar her insanın en doğal hakkıdır. Fakat uyandığımızda aklımıza ilk olarak getireceğimiz şey, yakın zamanda dünyadan ayrılacağımız düşüncesi olmalıdır.
Tercih ettiğimiz hayatın içinde neler var? O hayatın içine girdiğimizde en önemli değerlerimizden vazgeçmemiz gerekecek mi?

Geleceğimizle ilgili planlarımıza ölüm ışığını tutalım ve bir daha düşünelim…
Böyle olduğunda hayatımızdaki tercihlerimizin de, hayallerimizin de daha doğru ve anlamlı hale gelmesi kaçınılmaz olacaktır…

Hayatımızda neleri tercih ediyoruz? Ve bu tercihlerimizden dolayı neleri terk ediyoruz? Bu konuyu biraz daha açmak gerekirse şöyle bir örneği konuya uygun buluyorum…

Değer verdiğim ve sevdiğim bir arkadaşım yıllardır bir türlü pardüse giymeye alışamadığından ve giydiği pantolondan da kurtulamadığından yakınıyor.
Çalıştığı işyerinde namaz kılmasına izin verildiği halde namaz kılmakta zorlanıyor neden mi? Giydiği pantolon yüzünden…
Her gün işyerine taşıdığı bir poşet namaz kıyafeti ve her namaz vaktinde üzerini değiştirmek durumunda kalması onu bayağı bunaltmış olsa gerek ki bazı namazlarının da kazaya kaldığını itiraf etti ve bu sorunun çözümünü arıyor…

Yine tanıdığım birkaç yakınım pantolon giydikleri ve dışarı çıktıklarında namaz kılmakta zorlandıkları için namazı ikinci plana attıklarını söylüyorlar…(yani bazı vakitleri evde kaza etmek)

Namazı hayat şartlarımıza göre değil, hayatımızı namazın şartlarına göre şekillendirmemiz gerekir. İşte burada yine tercih bize kalmış” pantolon ya da namaz”…

Aslında bu sorunun çözümü gayet basittir. Şöyle söyleyeceğiz o şeytana:
“BENİM NAMAZIMA ENGEL OLACAK KIYAFETİ, HAYATIMDAN TÜMÜYLE ÇIKARIYORUM” Bize böylesine kötülüğü dokunan bir şeyin başka ne gibi bir yararını bekleyebiliriz.

“Sizden birinizin arzusu benim getirdiğim kur-an’a uymadıkça gerçek mü’min olamazsınız” Hadis-i Şerif

Bu konuda kendimize fazla yüz vermemeliyiz. Çünkü bize verilen sadece bir ömür. İkinci şansımız yok. Kumanda değil ki olmadı öbür kanala geçelim… Bütün ömrümüzü şaka zannetmek ve ciddiye almamak kendimize yapacağımız en büyük kötülük olur…

ALLAH (C.C.) bize namazı kaza etme gibi bir kolaylık sağlamış ama bu ancak çok zor durumda kalındığında kullanılması gereken bir alternatiftir. Kaza etmeye fırsat kalmadan öldüğümüzü farz edelim. Rabbimize pantolon açıklamasını ya da herhangi bir keyfiyetten geçirdiğimiz namazımızın açıklamasını hangi yüzle getireceğiz ?

İşte o zaman lisanımız yerine bedenimiz olanları ifade edecek.

Ölüm bizi bazı alışkanlıklarımızdan vazgeçiriyorsa, o alışkanlıklarımız bizim için zararlıdır. Bütün alışkanlıklarımıza ölüm ışığını tutabilirsek, ölümün vazgeçirdiklerini kalbimizden çıkarabiliriz. Ölümün sevdirdiklerini de hayatımızın vazgeçilmez alışkanlıklarına dönüştürebiliriz…

Ölçülerimiz ALLAH’IN (C.C.) ölçüleri olsun. Çünkü nasıl yaşarsak öyle öleceğiz. En acısı da alıp verdiğimiz her nefesin hesabını vereceğiz.
Kazanmak istediklerimize bir daha bakalım.

Neyi istiyoruz ve neden istiyoruz? Bu dünyaya aitler mi?
Unutmayın! Dünyada ki gelmiş geçmiş en büyük sanatçıların bile aldığı alkışların sesleri artık duyulmuyor.

“Bu dünyadan ödül kazanan öldüğünde ödülünü yeryüzünde terk edecek. Oysa sonsuz hayattan ödül kazanan öldüğünde, ödülünü almaya gidiyor olacak”…

Nasıl ödüllerle karşılaşmak istiyoruz? Şimdi kendimizi ölmeden önce muhasebe edelim…

*ALLAH(C.C.) İLE ARAM MI AÇILMIŞ?
Işığa yaklaşanın aydınlığı, Yaradan’a yaklaşanın sevgisi artar.
Bizi damladan bedene dönüştürenden daha değerli dostumuz olmayacak.
ONA karşı neleri ihmal ettim ve hangi önemli sorumluluklarımı hiçe saydım? Kendimi nasıl affettirebilirim?

*ANA- BABA İLİŞKİLERİMİZ
ALLAH’IN (C.C.) en anlamlı nimetleri… Öyle ki onlar razı olduklarında Yaratan’da razı oluyor.
Anne babamıza seven ve sayan evlat yetiştirme mutluluğunu yaşatabiliyor muyuz ?

*EŞ - DOST - ÇOCUK VE AKRABALARIMIZ
Eş ve arkadaşlarımıza karşı yeterince dürüst müyüz? İnsanı çok çalışmak yormaz; vefasızlık ve takdirsizlik yorar. Yoksa onlara nankörlük yaparak ilahi lütuf olduklarını unutuyor muyuz?
Evlerimizi ölüm sessizliğinden kurtaran çocuklarımıza hak ettikleri ilgi ve alakayı gösteriyor muyuz?
Yanında kendimizi önemli hissettiğimiz kişinin yakınında yaşamak isteriz.
Akrabalarımıza gereken önemi göstermezsek PEYGAMBERİMİZİN (s.a.v) devamlı önerdiği sıla-ı rahim’in adını dahi hatırlamayacağız ve kendimize kendi yalnızlığımızı hazırlamış olacağız…

Bunun gibi yapmakta aciz kaldığımız önemli sorumluluklarımıza duyarlı olmak, yarın bize birer altın ödülden binlerce kat üstün değer kazandıracak…
ALLAH(C.C.) cümlemizi kullukta marifetli ve kaliteli olabilmeyi nasip etsin.(amin)
“BUGÜN KAZANDIKLARINIZ VE YAPTIKLARINIZ YARIN GÖRECEĞİNİZ BÜYÜK İHTİMAM VE SAYGININ TEMELİNİ OLUŞTURUR”
“Ey Rabbimiz, eğer unutmuş veya kasıtsız olarak yanlış yapmışsak, bundan dolayı bizi sorumlu tutma…

Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme…

Rabbimiz! Takat getiremeyeceğimiz şeylerle bizi yükümlü tutma…

Bizi affet; lütfen kusurlarımızı bağışla; bize merhamet et”… (amin)

Bu büyük okuldan, bir daha asla sınavı olmayan daha büyük ve sonsuz hayat için büyük ödüller kazanmanız temennisiyle…
ALLAH’ A EMANET OLUN… SELAMETLE…
Esra KARAARSLAN esrakaraarslan86otmail.com

Bu Yazı 613 defa okunmuştur..



---------------------- Yorumlar ----------------------

Yorum eklemek için aşağıdaki formu doldurun..

Adınız  :

Şehir  :

Yorumunuz  :